******************
Bismillahirrahmanirrahim.
*******************
Elhamdülillahi Rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala Resülüna Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain...
Vema erselnake illa rahmetellilalemin...
Hazret-i Muhammed Mustafa (SallAllahu teala aleyhi ve sellem) iman ettiği Rabb´ül Alemin olan yüce Allahu Teala´ya ve bize şah damarından daha yakın olan Allahu Teala´ya kainattaki zerrecikler adedince hamd-ü senalar olsun...O´(Celle Celaluhu)´nun, Habib´ine (SallAllahu teala aleyhi ve sellem), görünen görünmeyen bütün sevdiği ve seçtiklerine en güzel selam olsun...Sevmediklerine buğz olsun...
Ya Rabb´i Habib´inin hürmetine sana iman edenlere hayırlar ihsan eyle...Dünyada ve ahirette güzellikler ve iyilikler ihsan eyle...İman etmeyenlere yahut inanmış gibi görünen kullarınıda ıslah edip onlara hidayet ihsan eyle...Bu duama amin diyenlere iki cihanda afiyet ve sağlık ihsan eyle...Ya Rabb´i Habib-i Zişan Efendimiz´in hürmetine bizlere bol bol hayırlar ihsan eyle...Bu sitedeki ablalarımı ve abilerimi ve kardeşlerimi ve ümmet-i Muhammed´i sırat-ı müstakim´de daim eyle...Rabb´im Gönüllerinizden geçeni hayr, hayırlı olanı da gönüllerinizde eylesin...Ya Rabb´i ben burdaki ablalarımı abilerimi ve kardeşlerimi çok seviyorum senin rızan için bizlerin kardeşliğini dostluğnu daim eyle...Çünkü bizim bütün gayemiz düşüncemiz sen´in rızanı ve Peygamber Efendimiz(SallAllahu teala aleyhi ve sellem)´in şefaatine nail olabilmek...Bizleri kendine layıkıyla kul,o en güzel Babib-i Zişan(SallAllahu teala aleyhi ve sellem)´a layıkıyla ümmet eyle..
İnşaAllah bundan sonra ben bütün kalbimle inanıyorum bütün müslümanlar için her şey çok daha güzel olacak inşaAllah senin iznin ve inayetinle Allah´ım...Sizleri Rabb´imin rızası için çok seviyorum...Ya Rabb´i Sen´de sev bizleri ne olur Allah´ım....Ya Rabb´i Sen´i bilmek´i ve bildirmek Sen´i anlamak ve anlatabilmek Sen´i sevmek ve sevdirmek ne güzel Allah´ım....İnşaAllah bundan sonraki hayatımızda bizleri senin rızana muhalif bir hayat sürmeyi nasip ve müyesser eyle...
Rabb´im son nefesimize kadar hayırlı kul olabilmeyi, Rabb´imizin sonsuz rızasını, Efendimiz´in, Gül Sultanı´mızın şefaatini nasip etsin. Her günümüzü ihya ederek uykuya dalanlardan oluruz ve her sabaha tertemiz, arınmış olarak kalkarız inşaAllahu Teala. Rabb´im bizleri nefsin ve şeytanın fitnelerinden korusun, yaptığımız bütün ibadet ve hayırlarda tam bir teslimiyet içeririnde olmamızı nasip etsin...
Ya Rabb´i duamı yine sana sonsuz hamd ederek ve Kainatın Sultanı´(SallAllahu teala aleyhi ve sellem)na en güzel salat ve selam ile duamı bitiyorum....Kabul eyle Allah´ım kabul eyle Allah´ım...kabul eyle Allah´ım...AMİN AMİN AMİN İNŞ
********************************************************
Cuma namazı için gusletmek, güzel koku sürünmek, yeni, temiz giyinmek, saç, tırnak kesmek sünnettir. Tırnakları Cuma namazından önce veya sonra kesmek sünnettir. Namazdan sonra kesmek efdaldir. (Dürr-ül-muhtar)
Hadis-i şerifte, (Cuma günü tırnak kesmek şifaya sebeptir) buyuruldu. (Ebuş-şeyh)
Perşembe günü de tırnak kesilebilir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ya Ali, tırnak Perşembe günü kesilir. Cuma günü de, koku sür ve yeni elbise giy.) [Deylemi]
(Cumaya perşembe gününden hazırlanın!) [Hatib]
(Her müslüman, Cuma günü yıkanmalı, misvaklanmalı ve güzel koku sürünmelidir.) [Buhari]
Cuma günleri şunları da yapmak iyi olur:
1- Cumayı perşembeden karşılamalı. Perşembe ikindiden sonra istiğfar etmeli. Kur’an-ı kerim ve Yasin suresini okumalı. Bir hadis-i şerifte, (Cuma gecesi Yasin suresini okuyanın günahları affedilir) buyurulmaktadır. (İsfehani)
2- Cuma gecesi ehli ile gusletmeli. Peygamber efendimiz, (Cuma günü gusledenin günahları affolur) buyurmaktadır. (Taberani)
3- Cuma namazına erken gitmeli, ilk safta yer almalı. Namaz kılanın önünden geçmemeli. Hatip minbere çıkınca, konuşmamalı.
4- Az da olsa sadaka vermeli. Çoluk çocuğunun nafakasını bol vermeli.
5- Cuma günü duanın kabul olduğu vakti bulmak için hep ibadet etmeli.
6- Cuma günü çok salevat-ı şerife getirmeli. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur.) [Dare Kutni]
7- Ana babanın ve evliyanın kabirlerini ziyaret etmeli. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ana-babasının kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları affolur. Haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]
8- Cuma günü sevinmek, herhangi bir müslümanın Cumasını tebrik etmek iyi olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Cuma günü, kuşlar ve vahşi hayvanlar birbirine "Selamün aleyküm, bugün Cuma günüdür" derler.) [Deylemi]
9- Cuma günleri ve her gün şu (istiğfar duası)nı çok okumalıdır:
(Allahümmagfir li ve li abai ve ümmehati ve li ebnai ve benati ve li ihveti ve ehavati ve li-amami ve ammati ve li-ahvali ve halati ve li-zevceti ve ebeveyha ve li-esatizeti ve lil-müminine vel-müminat vel hamdü-lillahi Rabbilalemin!)
Kadın okursa, zevceti yerine zevci ve ebeveyha yerine, ebeveyhi demelidir.
10- İkindiden sonra, seccade üzerinde elinden geldiği kadar, (ya Allah, ya Rahman, ya Rahim, ya Kavi, ya Kadir) demeli, sonra dua etmelidir.
*****************************************************************
عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِ يكَرِبَ قَالَ
قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:
إِذَا أَحَبَّ الرَّجُلُ أَخَاهُ
فَلْيُخْبِرْهُ أَنَّهُ يُحِبُّهُ.
•••
Mikdam ibn-i Ma’dikerib (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
"Mü’min kardeşini seven, sevdiğini ona bildirsin!"
(Sünen-i Ebî Davut, 2/754)
********************************************************************
Ömrümüzün bir günü daha geride kalıyor.
******************************
Cenabı Hakk´ın emânet olarak verdiği hayat süratle eriyor. Bu emanet, ne zaman geriye istenecek belli değil; davet her an gerçekleşebilir.
Bir gün buralardan kuş gibi uçup gideceğiz. Bir yanımız Bediüzzaman gibi konuşuyor: "Eyvah, aldandık! Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Şu güzerân-ı hayat bir uykudur, rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür bir rüzgâr gibi uçar gider."
İlâhî huzurda ´Eyvah!´ dememek; ömür dakikalarını ibadete çevirmeye, cennet ve Cemalullah´a ulaşmaya; nefis ve malını Allah´a satmaya, her türlü imkânı Allah yolunda kullanmaya bağlıdır. Dünyevî ve fanî işlerde boğulmadan, bedenî arzulara yenik düşmeden, ebedler diyarına tâlip olunmalı ve Allah´ın rızası esas alınmalıdır. Sel gibi akıp giden hayat; geçtiği yerleri yeşertmeli, muhtaç gönüllere âb-ı hayat akıtmalıdır.
Ömrümüzün bir günü daha geride kalıyor. Ömrümüzü ebede dönük işlerle değerlendirerek geçirmemiz gerekirken, maalesef eğlenerek, gülerek geçirebiliyoruz.
Halbuki insanın, İlâhî huzurda kendini mahçup edecek, yüzünü kızartacak, karanlık ve kirli bir hayat bırakmaması gerekir. Sefâlet ve zillet içinde geçen bir ömür, gözyaşlarıyla yıkanması gerekirken, bedenî arzuları tatmin etmeye matuf israf edilmektedir. Bütün bu davranış ve hareketler, Allah ve Resulüllah´ın nefretine davetiye çıkardığı kadar, şeytanın celbine ve memnuniyetine de, sebep olmaktadır.
Merhameti sonsuz Allah, ayağı kayıp düşen, günaha bulaşan kullarının günahlarını silinebilecek bir yazıyla yazıyor. İnsan samimi olarak müracaat edip, Allah´tan özür dileyip günahlarına tevbe etse, Allah, bütün günahlarını bağışlayacağını taahhüt ediyor: "De ki: "Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah´ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O Gafûr ve Rahîm´dir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı fazladır)." (Zümer, 53)
Bu güzel davete icabet edememe kadar büyük talihsizlik olamaz. "Ey iman edenler! Allah´tan korkun. Büyük bir yarın olan (girme mecburiyetinde olduğunuz) kabrinize ne hazırladığınıza bir bakın. Muhakkak Allah; yaptığınız her şeyden haberdârdır."
Merhameti sonsuz Allah, önümüzdeki mutlak tehlikeleri; ihtiyarlıkta, kabirde, sıratta, mahşerde hattâ huzurunda sorulacak suallere kadar -imtihana girecek bir talebeye, soruların daha evvelden verilmesi gibi- her şeyi haber veriyor. Buna rağmen akıl, irade ve şuurunu suistimal edip, bedenî hazların esiri olarak kabri, ölümü, hesabı, muhasebeyi unutan insan, acınacak bir durumdadır. Ne yazık ki, "Kendi rızasıyla zarara girene, merhamet edilmez." kaidesince, acınma hakkını kaybetmiştir. Eğer bu tür insanlar, hakikati hiç duymamışlarsa, o zaman mesuliyetin büyüğü bize düşmektedir.
Evet, günahıyla-sevabıyla ömrümüzün bir kısmı geride kaldı. Geçen günleri milyarlar versek geri getiremeyiz. Önemli olan, "Zararın neresinden dönerseniz kârdır." hesabıyla, bütün günahlara bir sünger çekip nedâmet duymak, tevbe edip Cenabı Hakk´tan özür dilemek olmalıdır. O Allah ki: "Size azap gelip çatmadan önce, Rabb´inize dönün ve O´na teslim olun. O´na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz." (Zümer, 54) buyuruyor.
İleride pişman olmak, dizini dövmek, eyvah edip çırpınmak bir şey ifade etmeyecektir. Her şey O´nundur ve tasarruf hakkı da O´na aittir.
Emanetin ne demek olduğunu bilen bir insan, kendine emanet edilen ömrü, gelişigüzel kullanamaz ve kullanmamalıdır. Geçmişine bak! Nice pişman olduğun iş ve nedamet duyduğun an vardır ki, sadece üzüntüsü kalmıştır.
Her şeye rağmen, Rabb´imizin sonsuz merhamet kapısı açıktır. Bunu fırsat bilip ömrümüzün geri kalanını değerlendirmek isabetli bir iş olacaktır...(alıntı)
*****************************************************************
İDDİA : Ehli kitap; Allahü Tealayı bir kabul edip yalnız onun rasülüne gönderdiği incile veya tevrata ( tahrif olmuş değil ) iman eden, kendi peygamberini sadece peygamber olarak kabul eden ( tanrılaştırmayan ) din mensuplarına denir.
CEVAP : Hristiyanların teslis anlayışları Peygamber efendimiz zamanından öncesine aittir. Buna rağmen Kuran-ı Kerim onlar için aynı ayetlerde ehl-i kitap tabirini kullanır. Bu nedenle teslis inancına sahip olanlar ehl-i kitaptır, kestikleri yenilir ve ehl-i kitap kadınla evlenmek de helaldir.
Ey ehl-i kitap, İsa, Allah’ın peygamberidir. Tanrı üçtür demeyin. Allah, ancak tek bir ilahtır. Çocuğu olmaktan münezzehtir. (Nisa 171)
-> Yani Allah Tanrı 3 tür diyenlere bile “Ehli Kitap” diyor.
Ali İmran 11. ayette "Ehl-i kitabın hepsi bir değildir" demektedir. Ehli kitap olarak sadece teslis inancını kabul etmeyen hristiyanları kabul etmek bu ayetede zıt bir düşüncedir. Hatta Bazı alimlere göre, Mecusiler bile Yahudi ve Hıristiyanlık dininden bazı şeyler almış olduğundan ehl-i kitap kategorisinde zikredilmştir. (bk. Ebu Suud efendi, ilgili ayetin tefsiri).
Hz Muhammed (s.a.v.) gelmeden önce Hz İsa yı peygamber kabul eden bir hristiyan Kitap ehlidir ve islam dini üzerindedir yani ehli necattır. İslam dini, Hz. Adem’den Hz. Muhammed(a.s.m)’e kadar insanlığı kurtuluşa ulaştırmak için gelen bütün semavî dinlerin ortak adıdır. Çünkü bütün hak dinler, Allah’ın gönderdiği hak ve hakikati ifade eden dinlerdir. Aslı bozulmuş dinler (Hırsitiyanlık , Yahudilik gibi asılları semavi olmakla beraber tahrif olmuş dinler) e inananlarda kitap ehlidir.
Onları kitap ehli kabul etmek artık hak olmayan dinlerini hak din kabul etme demek değildir. Onları ehli kitap kabul etmek onları ehli necat kabul ettiğmiz anlamına gelmez. Ehli Kitap olmak ehli necat olmaya yetmiyor. Hatta müslüman olmak dahi cennete girmeye yetmiyor ki... Cennet ucuz değil.
Hristiyanlardan teslis inancını kabul edenlere Allah ehli kitap demesine rağmen Kafir demektedir.
İsa’ya, Allah diyenler kâfir olmuştur. Halbuki Mesih, "Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin" demiştir. "Allah üçün üçüncüsü" diyenler de kâfirdir. (Maide 72, 73)
*****************************************************************
Bir münâfık ile bir yehûdî, bir husûsda anlaşamadı. Yehûdî da´vâyı hâlletmek için, Sultân-ı Enbiyâ hazretlerinin meclis-i şerîflerine gelmek istedi. Münâfık da yehûdîlerin re´îsi Ka´b bin Eşrefe gitmek istedi. Sonunda, Resûlullahın (sav) katına geldiler. Da´vâyı yehûdîye hükm buyurdular. Münâfık o hükme râzı olmayıp, hazret-i Ömerin (ra) huzûruna d´vâyı halletmesi için geldiler. Yehûdî, mâcerâ ve da´vâyı hazret-i Resûlullahın huzûruna varıp, Resûlullah hazretlerinin kendisine hükm eylediğini, münâfıkın ise buna râzı olmadığını anlatdı. Hazret-i Ömer (ra) o münâfıkdan, anlaşmazlığı süâl buyurdular ki,
- Bu yehûdînin anlatdığı gibi midir.
Münâfık,
- Evet, öyledir. Ammâ ben Peygamberin hükmüne râzı olmayıp, geldim ki, sen hükm edesin, dedi.
Hazret-i Ömer (ra) buyurdu:
- Siz yerinizde durunuz. Gelip, sizin için hükm edeceğim.
Varıp, evlerinden kılıncını aldı. Geldi ve münâfıkın boynunu vurdu. Buyurdu ki:
- Allahü teâlânın ve Resûlünün hükmüne râzı olmıyan kimseye ben böyle hükm eylerim.
O vakt, Cebrâîl aleyhissalâtü vesselâm âyet ile gelip, hazret-i Ömere (ra) hak ile bâtıl arasını ayırt etdi demek olan Fârûk lakabı verildi.
Âyet-i kerîme budur:
(Şu kimseleri görmezmisin, sana ve senden öncekilere indirilen kitâblara inandıklarını zan ederler. Muhâkeme olunmak için tâgûta gitmek isterler..)
********************************************************************
Hazret-i Ömer r.a. Halife.. Her zamanki tedbili kıyafet haliyle.. Gece... Medine sokaklarını dolaşıyor dolaşıyor... Karanlık gece... Bir evin önünden geçmekte... Evden sesler gelmekte... Acaba ne oluyordu? Durdu. Kulak kabarttı. Dinlemeye başladı. Bir anne ve kızı.
Anne:
-Kızım, yarın satacağımız süte su karıştır!
-Anne, Halife süte su karıştırmayı yasak etmedi mi?
-Kızım, gecenin bu saatinde Halifenin nereden haberi olacak, O şimdi yatağında uyuyor.
-Anne! Anne! Halife uyuyor, haberi olmaz diyorsun! Herşeyi bilen, gören ve herşeye kâdir olan Allahü teâlâ bizi görüyor, hâlimizi biliyor! Hilemizi insanlardan gizleyebiliriz, fakat herşeyi bilen ve gören Allah´tan nasıl gizlersin?
Hazret-i Ömer, bu kızın güzel ahlâkına çok hayran kaldı. Bu durumu hanımına da anlattı. Sonra da , o kızı oğlu Âsım´a nikâh etti. Kız Ömer´e gelin oldu.
Ömer´e gelin olmak o kadar kolay ki...
Allah´ın her şeyi bildiğini ve gördüğünü bilmek, ondan bir şey gizlenemeyeceğini idrak etmek ve o hal ile yaşamak o kadar o kadar kolay ki...
Gelin olunacak Ömer´mi, her devirde bir Ömer bulunur, yeterki o güzel ahlak olsun.
Ömer bulur Ömer´e buldurulur...
************************************************************************
Bir kimse, Hz Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’nin huzurunda geçim darlığından ve fakirlikten şikâyette bulundu. Bunun üzerine Hz Mevlânâ o kimseye: “Eğer sana, organlarından birini mesela gözünü alıp yerine bin altın verelim deseler, râzı olur musun?” diye sordu. O da: “Hayır, râzı olmam,”... diye cevap verdi. Bunun üzerine Mevlânâ şöyle buyurdu: “Ey kardeşim.. Mâdem ki râzı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikâyette bulunursun? Fakirim diyorsun? Bu kadar altından daha kıymetli organlara sahipken, vücudun sıhhatte ve âfiyette iken, tencerende çorban da kaynıyorken niçin bunları sana bağışlayan ALLAH’a şükretmiyorsun? Düşünmez misin ki, nice zenginler vardır ki sende olan bu nimetlerden mahrumdurlar. Elde edebilmek için bütün servetlerini feda etmek isterler de yine de mümkün olmaz.
Derdi Sen olmayan derman olur mu. Sevdası Sen olmayan sevgi bulur mu. Huzuru sende bulan daha ne arar? Gönlünü sana veren Sensiz olur mu..
*****************************************************************
Sadece ayetin meailini yazıyorlar,tefsirini ise kendinize göre yapıyorlar.Bütün tefsir alimlerine göre Ehl-i Kitâb´ın kendileri ile değil,dini ile dost olmak yasaklanmıştır!Yahudi ve Hristiyanlarla dost olmaya men değil,tahrif olan yahudilik dini ile yine tahrif olan hristiyanlık dinine dost olmaya men olduğunu belirtmektedir.Şayet böyle bir anlam verilmemiş olunursa,“Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!”ifadesinde Ehl-i Kitab hanımları ile evlenmeye ruhsatı belirten(Maide5)ayeti ile çelişir.
Haram olan dost olmakla Helal olan dost olmak karıştırılmamalı. Çağdaşlaşmak gibi batı taklitçiliği haram olan dost olmaya girerken, Helal olan dost olmak değişik ırklardan müteşekkil bir milletin saadet ve selamet için dost olmaktır, Bunun ölçüsü de; “Fakat mütezellilane (alçalarak) dost olmak değil, belki izzet-i milliyeyi muhafaza ederek, müsafaha elini uzatmaktır.
Çünkü ‘Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez.’ (Mümtehine, 60/8 ) buyurulmuştur.
*****************************************************************
DEĞERLİ İNSANOĞLU HAZRETİ PEYGAMBER BİZLER İÇİN ÖRNEK ALINMASI GEREKEN BİR HAYATI YAŞADI BIRAKIN HAYTININ TAMAMINI ÖRNEK ALMAYI YÜZDE BİRİNİ ÖRNEK ALSAK O DAHİ BİZE BU DÜNYADA VE MAHŞER ALEMİDE HUZURA KAVUŞMAMIZA YETECEKTİR.
NAMAZ KILMAK ,GÜZEL AHLAK GÜZEL HUY SABR VE İLİM ÖĞRENME GİBİ ÖĞRETME GİBİ ÖZELLİKLERİNE BİRAZ ÖZEN GÖSTERSEK VE GEREĞİ GİBİ YAPMAYA ÖNEM GÖSTERSEK NE GÜZEL OLUR...
PEYGAMBER EFENDİMİZ EVLİLİĞİ TAVSİYE EDİYOR FAKAT ERKEKLERİ UYARIYOR SAKINA EŞLERİNİZE ŞİDDETLE VE KÖTÜ SÖZ İLE MUAMELE ETMEYİNİZİ . EŞİNİ DÖVEN ONA ŞİDDET UYGULAYAN MAHŞERDE KARŞISIND BENİ BULUR BUYURMAKTADIR...
BAZILARI DİYOR Kİ ; İSLAM DİNİ KADINI İKİNCİ PLANA ATIYOR VE ONU KÖLE NİYETİNE KULLANDIRILIYOR DENİLİYOR.
İSLAM DİNİ KADINA O KADAR DEĞER VERİYOR Kİ KADINI KORUMA ALTINA ALIYOR ONU ERKEKLERE EMANET EDİYOR BİR NEVİ ERKEKLER KADINLARIN KORUMASI OLUYOR.
KADIN EVİNDE OTURUYOR TAMAM ERKEK ÇALIŞIP GELİYOR EVİN NAFAKASINI RIZKINI GETİRİYOR BU KADINI EZMEK İSTEDİĞİ İÇİN DEĞİL KADINA DEĞER VERDİĞİ İÇİN KADIN DIŞARI ÇIKIP BAŞINA BİR KÖTÜ HAL GELMESİN DİYEREKTEN KORUMAKTADIR. ÇALIŞMAK İSTEYEN KADIN KENDİSİNE DİKKAT ETTİĞİ MÜHLETÇE BİR ZARAR YOKTUR.
PEYGAMBERİMİZİN AİLE HAYATINI İNCELEDİĞİMİZ DE
PEYGABERİMİZ EŞLERİNE YARDIM WEDER ONLARA GÜZEL SÖZLER SÖYLER KENDİ SÖKÜĞÜNÜ KENDİ DİKER EŞLERİ İLE ŞAKALAŞIR OYUNLAR OYNAR HAL HATIRINI SORAR VE İSTEKLERİNİ SORAR FAKAT KESİNLİKLE KÖTÜ SÖZ VE ŞİDDETLE MUAMELE ETMEZ İMİŞ....
İNSANLAR AYNEN SİYASETÇİLERE BEZNZERLER İŞİNE NERESİ GELİRSE ORASINI TUTARLAR İŞİNE GEMEYEN YERİ GÖRMEZLER...
**********************************************************************
Bir gün birileri, Peygamber Efendimiz´e (s.a.v) gider ve O´na sorar,
"Efendimiz, hangi dualar kabul olurlar?"
Efendimiz de söyle buyurur
"Günahsiz bir agizdan yapilan dualar."
Adam şaşırır ve şöyle der
"Ya Resulullah, hangimiz günahsiziz ki, herkesin günahi var, hic mi dualarimiz kabul olmayacak?!"
Resulullah söyle söyler adama:
"Senin kendi nefsine yaptigin dua kabul olunmayabilir, cünkü senin agzin senin nefsine karsi günahkardir, fakat baska bir müslüman baska bir müslüman kardesine dua ederse, o dualar mutlaka kabul olur, cünkü o müslüman
diger müslümanin nefsine karsi günahkar degildir ve onun agzi dua ettigi din kardesi hakkinda günahsizdir."
Bunun icin arkadaslar hep birbirimize dua edelim. sitede hastalar var ise, canlarinin en ufak yeri aciyorsa, Allah onlara acil sifa nasip etsin.
Eger birisinin eli dardaysa, Allah ona helalinden rizik kapilari acsin.
Eger biri borcluysa, Allah ona kolaylik nasip etsin.
Eger biri okuyorsa, Allah onun zihnini acsin, kolaylik ve azim nasip etsin.
Eger biri anasi babasi icin endiseliyse, Allah onun anasi ve babasini uzun ömürlü kilsin ve hastaliklardan muhaf tutsun.
Eger biri yalnizsa, Allah ona imanini tamamlayacak bir hayat arkadasi versin.
Eger biri ayriysa sevdiklerinden /sevdiginden, Allah onu kavustursun.
Eger birine gurbetlik zor geliyorsa, Allah silaya gidecek ve yasayacak imkanlari nasip etsin.
*********************************************************************
Gözyaşımda saklısın ağlayamam ben"
******************************
Sizin gözyaşlarınızda neler saklı? Kime ve kimlere mesken yaptınız gözyaşlarınızı? O güzelim buğulu gözleriniz kime ve kimlere "yataklık" ediyorlar?
Sahi, nedir gözyaşı? Sığınak mı, barınak mı? Acı mıdır gözyaşı, sevinç mi?
Ve,
Nedir ağlamak? Neden ağlar insanlar, neden akıtırlar gözyaşlarını? Ve neden ağlamazlar? Neden ve niçin saklarlar gözyaşlarını? Neden ve niçin "iç"lerine akıtırlar "terkîbinde" nelerin saklı olduğu meçhul olan, kaynağı belirsiz o iki damla ıslaklığı?
"Gözyaşı Medeniyeti"nin mensupları neden ağlamazlar? Ağlamak bir "küçüklük" tezahürü müdür? Medeniyetinin hamurunun gözyaşı ile yoğrulduğu söylenen bir toplumda ağlamamakta neyin nesi oluyor? Nereden çıktı bu "karı gibi ağlama" lafları? O zaman siz "erkek" gibi ağlayınız Yok hayır, "adam" ve "insan" gibi ağlayınız
Ağlamak Nereden ve niçin geldiği belli olmayan iki damla sıvının "göz pınarları"ndan süzülerek, gözün "koruyucu melekleri" olan kirpiklerde bir yarım tur attıktan sonra, yavaş yavaş, kimseyi incitmeden, sadece kendi sahibinin "gönül telini" samimi bir şekilde titreterek, kendine has "eda"sı ile birlikte, yılların izini taşıyan "yüz" ün o kıvrımlarından süzülerek, bazen elin tersiyle silinerek, bazen de çene kenarlarından kayarak toprakla buluşma "eyleminin" adı
"Göz Pınarları" Bu harika tamlamayı mensuplarına hediye eden medeniyetin çocukları, niçin ağla mıyorsunuz? Yoksa, gözlerde bir "pınar" olduğunu, o "pınar"ın "gözyaşı" ile dolu olduğunu, zaman zaman boşaltılmazsa sahibini rahatsız edeceğini, "musluk"larını ne kadar sıkı sıkıya kapatsanız da "o"nun mutlaka kendine bir "yol" bulacağını, sizin "o"na yol vermemeniz halinde "o"nun kendi güzergâhını kendisinin çizeceğini ve "o" parlaksı, efsunlu, sahibine ayrı bir "güzellik" katan güzelim sıvının "içinize" doğru akacağını ve nihayet sizin ağlamamanız halinde, "dışı"nızın ağlamaması halinde "içiniz"in ağlayacağını bilmiyor musunuz? "İçin için ağlamak" tabirini hiç duymadınız mı? Öyleyse neden ve niçin "dışın dışın" ağla mıyorsunuz?
Ağlayın aşkına ağlayın Bazen sessizce, bazen hıçkırarak, bazen de bağırarak ağlayın İçinizin ağlamaması için dışınızı ağlatın Akıtın gözyaşlarınızı göz pınarlarınızdan
Açın ellerinizi semaya, bükün boynunuzu, isteyin affınızı Yaratıcıdan ve ağlayın ki göreceksiniz meleklerinde sizin o ağlama "seansına" iştirak ettiğini
Günahlarınızın affı için ağlayın, mazlumların "âh"ını almamak için, Filistindeki küçücük yavrular için, Çeçenyada ve Bosnada kirletilen namuslar için, biriktirdiğiniz altınlar ve dolarlar için, "Kapris"lerde kurum kurum kurulan kaprisleriniz için, gelmeyecek olan gençliğiniz ve gelmesi mukadder olan ihtiyarlığınız için, fuhuş borsasında alınıp satılan memleket çocukları için, Irakda-Keşmirde-Somalide-Kırımda ve dünya çoğrafyasının her tarafında ezilen ve hor görülen ve sömürülen ve sürülen müzlümanlar ve tüm insanlar için, diz üstü çökertilen bir medeniyetin bir kültürün yeniden şahlanması için, kendiniz için, ana-babanız için, pîr-i fânilerin sizin için akıttıkları gözyaşları için, çoluk-çocuğunuz için, benim için ve samimi dualarınızın kabul olunması için ağlayın Elinizden "ağlamaktan başka bir iş" gelse de ağlayın "gelmese" de zira ki ağlamak başlı başına bir "iş" tir
Peki siz gözyaşının terkîbinde nelerin olduğunu biliyor musunuz? Ağlama "işi" nin hangi hastalıklara "şifa" hangi dertlere "deva" olduğunun farkında mısınız?
Gözyaşının "renk körlüğü"ne iyi geldiğini bilir misiniz? Hani herşeyi "siyah ve beyaz" gören, arada kalan bütün renkleri "yok" sayan, görmeyen, grînin, yeşilin, mavinin, eflatunun ve diğerlerinin farkında olmayan "renk körü" gözleriniz var ya, işte onlara iyi geldiğinin farkında mısınız?
Gözyaşının gözdeki "perdelere" iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o herşeyi "flû" gören, bir türlü net göremeyen, görmek istemeyen, al ve yeşil "lens" li gözleriniz var ya, işte onlardaki "bir türlü görmek istememe" hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz? Göremediğiniz zaman bilemeyeceğinizin, bilemediğiniz zaman ilgilenemeyeceğinizin, ilgilenemediğiniz zaman da ne ocakların söndüğünün, ne yuvaların yıkıldığının farkındasınız değil mi?
Gözyaşının kulaklara faydalı olduğunu, "duymama/duymak istememe" hastalığına iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o bir türlü kimseyi duymayan, uzakları geçtik yakınındaki "âh"ları ve feryâd-u figânları işitmeyen kulaklarınız var ya, işte onlara en kaliteli "işitme cihazı" etkisi yaptığının farkında mısınız?
Gözyaşının burnunuza faydası olduğunu bilir misiniz? Hani o "iyi" olan şeylerin kokusunu bile unutan, akşamleyin komşusundaki pişen yada pişmeyen çorbanın kokusu ile ilgilenmeyen, hep sunî kokulara alıştığı için gerçek kokuları bir türlü alamayan, yahu "gül" ün kokusunu bile unutan burnunuz var ya, işte ona da iyi geldiğinin farkında msınız?
Gözyaşının dilinize iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o tatmış olduğu bütün nîmetlerin asıl sahibini unutan, unuttuğu için şükretmeyen, hep yanlışın sesini çıkaran, bir türlü doğru sesi çıkartmayı beceremeyen, şükrü unuttuğu gibi zikri de unutan, malayâni şeylerle iştigâl eder hale gelen ve sahibine yani size "ölmüş kardeşinizin etini" yediren dilinize iyi geldiğinin farkında mısınız?
Gözyaşının ellere iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o semaya açılmayı unutan, "yetimin başını okşama" hasletini kaybeden, hep "alan el" olmaya alışmış, bir türlü "veren el" olmayı beceremeyen/istemeyen, günahlarınızdan dolayı nasırlaşan ve kullandığınız "yan sanayi" kremlerin bile "görünmeyen" nasırlarızı örtemediği ellerinize iyi geldiğinin farkında mısınız?
Gözyaşının ayaklara iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o ana-baba kapısını çalmaya gitmeyen, mescidin yolunu unutan, bar ve pavyon gezmelerini "ezbere" bilen, dost gezmelerine ve hasta ziyaretlerine çağıranlara "bırakın bu ayakları" diyen ayaklarınıza iyi geldiğinin farkında mısınız?
Gözyaşının beyninize iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o varoluş sebebi olan ve sizi hayvandan ayıran "düşünme" melekesini kaybeden, dumûra uğrayan, düşünemediği için işleyemeyen, işleyemediği için pas tutan ve sorgulama yeteneğini kaybeden, o yüzdendir ki "gelene ağam- gidene paşam" diyen beyninize iyi geldiğinin farkında mısınız?
Gözyaşının aşırı kilolara iyi geldiğini bilir misiniz? Hani o sizi yerinize mıhlayan, hareket etme kabiliyetinizi unutturan, miskinleştiren, tembelleştiren, "yaşasın yemek yemek" teraneleriyle daha da "obez" leşen, ağladığınızda tüy gibi olup melekler katına yükselebileceğinizi bildiğinden göz pınarlarınızı dahî kurutan kilolarınız var ya, işte onları eriteceğinin farkında mısınız?
Gözyaşının damar sertliğine, migrene, hazımsızlığa ve özellikle çağın illeti olan sitrese; her nevî sosyolojik ve psikolojik ve fizyolojik hastalıklara "şifa" olduğunun farkında mısınız?
Ve,
Gözyaşının kalbinize iyi geldiğinin farkında mısınız? Bütün kirli çamaşırlarınızı temizleyen ve hatta onları "beyaz ötesi" hale getiren temizlik maddelerinin temizleyemeyeceği kalbinizi temizleyen, sertleşmiş kalbinizi en kaliteli yumuşatıcının dahî yapamayacağı şekilde yumuşatabilen bir "GÖZYAŞINA" sahip olduğunuzun farkında mısınız?
O gözyaşının size bir "insaf", bir "vicdan", bir "yürek", bir "feraset" ve bir "GÖNÜL" olarak geri döneceğini biliyor musunuz?
Ağlayın, hemen ağlayın ve akıtın gözyaşlarınızı toprağa Yoğurun gözyaşlarınızla toprağı ve sulayın Gözyaşlarınızla yoğrulan ve sulanan toprak filizlensin, o filizleri de sulayın Ve o filizlerden "gül" fidanları derilsin, rengârenk "gül" fidanlarıHer taraf "güllük-gülistan"lık olsun gözyaşlarınızla Ve "gül" insanlar yetişsinler o gülistanda, işi-gücü "gül" olsun onların, "gül alsınlar gül satsınlar, gülden terazi kursunlar, gülü gül ile tartsınlar"
Ve,
Hemen ağlayın! Aynı zamanda bir "gözyaşı" Peygamberi olan son Nebî´nin "gül" kokan, "gül" pınarlarından "gülyaşı" olarak sizin için dökülen o mübarek "gözyaşları"nın hürmetine, hemen ağlayın
Ve,
Asla, asla "timsah gözyaşları" olmasın "göz pınarlarınız"dan gelen gözyaşlarınız
Ve,
Ağlayınız, bazen "için için", bazen "dışın dışın", bazen "sessiz sessiz", bazen "hıçkıra hıçkıra", bazen "hüngür hüngür", bazen de "bağıra çağıra", ama yeter ki ağlayınız
"Ağlamaktan başka elinizden bir iş" gelse de ağlayınız gelmese de Zira ki ağlamak "BAŞLI BAŞINA BİR İŞ" dir, hemi de çok ama çok önemli bir iş Kendisine "husûsî" zaman ayrılması gereken önemli bir iş
Hadi bakalım, şimdi "ağlama molası" veriyoruz
VE
"göz pınarlarınızı" kurutmasın...(alıntı)..
*************************************************************** devamı geliyor burada yazan yazılar alıntıdır.Eyupkilci face maile gelen yazılardır...